top of page
  • Writer's picturePinar Giuggiola

Mükemmelliyetçilik Hapishanesi


Sonbaharla beraber sararmaya başlayan yarı yeşil yarı sarı mısır tarlalarının arasından yürüyorum...boyları neredeyse iki metreden fazla. Kırk yaşından sonra yeşilin içinde yaşamaya başladığımdan olsa gerek, ilk taşındığım zamanlar bu tarlaların arasında yürümek hiç ilgimi çekmezdi. Sonraları ise bana hep dalların arasından bir canlı fırlayacak ve biz boğuşacağız gibi gelirdi...Şimdi ise çok keyif alıyorum doğadan, hayvanlardan... hatta geçenlerde bir akşamüstü yürürken yol bitti, önce sağa baktım ve bir de sola baktımki bir tilki yavrusu?! O benden kaçtı:) Eskiden, çok eskiden sonbaharı da kuru yaprakları da anlamazdım. Hatta bir gün bir yönlendirmeli meditasyonda yerdeki sonbahar yapraklarını 'görüntüyü bozuyor' diye topladığım da olmuştu:) O zamanlar benim için "mükemmel" olan oydu. Mükemmelliyetçilik, ufak veya büyük dozlarda, hayatımda hep kendimi içinde yakaladığım bir hapishane olmuştur. Anahtarı cebimde, gardiyanı kendim, kapısı açık bir hapishane. Biz istediğimiz kadar düşen sarı yaprakları toplamaya uğraşalım, mevsimler gelip geçiyor... Tüm yapraklar yine sararıyor, yine düşüyor, kırışıyor, buruşuyor ve tüm mısır tarlaları mevsimi gelince dümdüz oluyor...Devasa mısırların yerini sarı, kocaman mısır balyaları alıyor...ve o balyalar sonunda atlara yem oluyor. Tabiatta hata yapma korkusu yok...Yetersizlik hissi yok... Mısır kendini elmayla kıyaslamıyor. Ölmesi gereken ne varsa mevsimi gelince ölüyor. Hayat bulması gereken ne varsa hayat buluyor. Ve tabiatın dengesi kendi içinde sürüp gidiyor…

Bir gün yakın bir arkadaşım beni tango dersini izlemeye davet etmişti. Dersin sonunda bir de showları vardı. Tabii hemen kabul ettim. O akşam bir ara sürpriz bir şekilde tüm dansçılar oturdu ve biz izleyenleri tango yapmaya davet ettiler...Her taraf ayna doluydu... sırtımdan soğuk terler boşalmaya başlamıştı...ne teklife 'hayır' diyebilmiştim ne de dansın, öğrenmenin tadını çıkartabilmiştim. Günün sonunda epey rahatsız olmuştum, 'çok iyi' yapmadığım bir şeye kalkışmak imajımı bozmuştu:) hissiyatım aynen böyleydi…Şimdi bu hikayemi paylaşınca sizleri merak ettim…Siz neler yaşıyorsunuz? Hayat enerjiniz, keyfiniz nasıl… Siz hiç hata yapmayacağınızı bilseydiniz neyi denemek isterdiniz? Samimi cevabınızı duymak isterdim...Seksenli yaşlarda vefat eden bir hocam vardı; hem ingilizce hem de fransızca dersleri verirdi. Yaşadığı sürece hala hem özel derslere giriyor hem de tutkusu yemek pişirmek olduğu için büyük otellerden birinin mutfağında gönüllü çalışıyordu. Tüm birikimini küçük bir tekneye vermiş, onu da evine yakın bir yere demirlemişti. Her zaman hayat doluydu...Onu her hatırladığımda kendi tutkularımı, kalbimi takip etmek için cesaret duyuyorum.

Peki, bizleri mükemmeliyetçilik hapishanesinde tutan ne?...Evet, her birimizin değerleri ve inançları var. Ve evet, değer yargılarımızın da duygularımızla bir ilişkisi var. Ancak olgunluk demek, büyümek demek değer yargılarımızın yaşadığımız hayat krizleriyle beraber ziyaret edilip tekrar yapılandırılması demek. O zaman yaşamla akış halinde oluyoruz. Değerlerimize anlam yüklemekte sıkıntı yok, ama onlara tutunmamak lazım*. Bizim 'mükemmel' diye tabir ettiğimiz her şey aslında kendi zihnimizde kurguladığımız olgular. Önemli olan bunu farketmek. Bizim zihnimizde kurguladığımız, maddede önem verdiğimiz ve sahip olursak mutlu olacağımıza inandığımız olgular sonuca hükmediyor*. Halbuki yaşanan bir süreç var, o yaşanan sürecden tad alabilmek, o sürece güvenebilmek var. En nihayetinde esas olan doğayla uyum sağlayan kurgular oluşturmaktır. Tabiatta değerli, değersiz diye bir şey yok. Değerli ağaç, değersiz ağaç yok. Biz kurguluyoruz. Kurguladığımızı da unutuyoruz:) Ve neyi kurguluyorsak onu hissediyor, onu yaşıyoruz*.

Peki kendimizi mükemmelliyetçilik ederken nasıl yakalayacağız:) Zihnimizden neler geçtiğini, aslında kendi değerlerimize sıkı sıkıya tutunduğumuzu nasıl farkedeceğiz? Gestalt koçluk seanslarımdan yola çıkarak diyebilirimki her birimizin cevabı, yolu kendine özel. Ben her ne kadar konuyu örneklerle açtıysam da her birimizin 'Mükemmel' tanımı farklı, 'Mükemmel' e ithaf ettiği anlam farklı. Ve her birimiz için 'Mükemmelliyetçi' olmanın bedeli farklı. Seanslarımda danışanlarımla hep 'Şu anda, şimdi' ne yaşıyorsa ordan başlarız konuşmaya. Koçlukta Gestalt yaklaşımı, danışanıma yargılanmadan, suçlanmadan, utanç hissetmeden, korkmadan ve endişelenmeden, kendisiyle ve çevresiyle bütünleşebilmesine, bütünleşerek büyümesine, olduğu gibi varolmasına imkan verir. Ve seans içinde danışanım ne yaşıyorsa onu deneyimler... Zihnindeki kurguları, tedavülden kalkması gereken değerlerini fark eder. Tüm bunların duygularına, yaşam kalitesine etkisini görür. Ve yaşanan farkındalıkla beraber hayatta seçenekleri olduğunu fark eder. *Hanna Nita Scherler hocama teşekkür ve sevgilerimle. *Hanna Nita Scherler e teşekkürlerimle…


17 views0 comments

コメント


bottom of page