Söz değil, Etki: Liderliğin 4 görünmeyen kası
- Pinar Giuggiola

- Jan 12
- 3 min read
Updated: Jan 15

Bazı insanlar konuştuğunda odada bir şey değişir. Sesleri daha yüksek olduğu için değil; daha net, daha güven verici ve daha “orada” oldukları için.
Bugünün iş dünyasında teknik beceriler artık sadece masaya oturmak için bir bilet. Gerçek fark yaratan, ekipleri dönüştüren ve kariyerleri ileriye taşıyan şey ise çoğu zaman görünmeyen yeteneklerdir; iletişim tarzınız, insanlar üzerindeki ikna ve etkileme gücünüz (influence) ve duygusal zekânız.
Şunu açık söyleyelim; Ne kadar doğru konuştuğunuz değil, karşınızdakinin ne kadar “anladığı ve hissettiği” sizi etkili yapar.
İletişim: Sadece Konuşmak Değil, Etki Bırakmak
Etkili iletişim, ne söylediğinizden çok nasıl söylediğinizle ilgilidir. Bir toplantıda aynı fikri sunan iki kişiden biri alkış alırken diğeri görmezden geliniyorsa, fark çoğu zaman iletişim tarzındadır. İletişim stiliniz, niyetinizden bağımsız olarak bir “iz” bırakır. Asıl mesele bu izi sonuca dönüştürmektir. Kendinizi şu dört prizmadan gözlemleyin;
A) Direkt (Sonuç Odaklı) Stil
Güçlü yanı: Netlik, hız, karar alma
Risk: Sertlik, empati eksikliği, “dinlemiyor” algısı
Altın kural: Netliğe bir de insan faktörünü ekleyin. “Bu işi cuma bitirelim. Senin için en büyük engel ne?”
Steve Jobs’un ürün lansmanlarını hatırlayın, teknik detaylar yerine “1000 şarkı cebinizde” diyordu. Mesajınızı dinleyicinin dünyasına tercüme edin.
B) İlişki (Uyum Odaklı) Stil
Güçlü yanı: Güven, bağ kurma, ekip bağlılığı
Risk: Fazla yumuşama, “hayır” diyememe, belirsizlik
Altın kural: Şefkate sınır çizmeyi ekleyin. “Seni anlıyorum. Buna rağmen kararımız bu ve şu tarihte ilerliyoruz.” Aktif dinleme burada kritik rol oynar. Dinlemek, karsinizdakinin konuşmasini bitirmesini beklemek değil gerçekten anlamaya çalışmaktır.
C) Analitik (Veri Odaklı) Stil
Güçlü yanı: Mantık, tutarlılık, risk yönetimi
Risk: Duyguyu ıskalama, yavaşlama, “soğuk” algısı
Altın kural: Veriye hikâyesini ekleyin.“Rakamlar bunu söylüyor. Bunu şu riskten çıkmak için yapıyoruz.”
Veriler ikna eder; hikâyeler ilham verir. Değişimi savunuyorsanız, tablo kadar insan etkisini de anlatın.
D) Vizyoner (İlham Odaklı) Stil
Güçlü yanı: Motive etme, yön verme, anlam yaratma
Risk: Gerçekçilik/plan eksikliği, “havada” algısı
Altın kural: Vizyona ilk adımı aksiyon olarak ekleyin “Nereye gittiğimizi biliyoruz. Bu hafta ilk somut adım şu.” Etkili liderler tek bir stile mahkûm değildir. Duruma göre vites değiştirirler.
İkna ve Etki (Influence): Otorite Değil, Buy-in
Pozisyonunuz size karar alma yetkisi verebilir. Ama insanları gerçekten harekete geçiren şey çoğu zaman yetki değil, güvendir.
Influence yani etki yaratmak şudur; İnsanlar bir şeyi “zorunda” oldukları için değil, anladıkları, inandıkları ve sahiplendikleri için yapar.Bunu güçlendiren iki temelden biri Tutarlılık; söylediklerinizle yaptıklarınız arasındaki uyum, güvenilirliğinizin temelidir. Bir kez güven sarsılırsa, ikna gücü pahalılaşır.
Bir diğer temel ise hikâye ve anlam yaratmak; sadece mantıkla değil, anlamla ikna edin. “Neden” netse, “nasıl” daha kolay gelir.
Duygusal Zekâ: Liderliğin Kalp Atışı
IQ sizi işe alır, EQ sizi terfi ettirir. İkna çoğu zaman mantıkla başlar ama duyguda karar verir, sonra mantıkla kendini gerekçelendirir. Bu yüzden ikna ve etkileme gücü, önce duygu iklimi kurmaktan geçer.
Duyguyu yönetmeden mesajı yönetemezsiniz. İşte pratik 3 boyut:
1) Öz-farkındalık: Kendinizi fark edin
Şu an hangi moddasınız: savunma mı, kontrol mü, kaygı mı, sabırsızlık mı?Duygunun adını koymadığınızda, o duygu sizin yerinize konuşur.“Şu an X hissediyorum. Çünkü Y. İhtiyacım Z”
2) Empati ve düzenleme: Karşınızdakini regüle edin
Karşı taraf tehdit algılıyorsa, en iyi argüman bile duvara çarpar. Önce güven ve netlik.
“Bunu konuşmamızın sebebi şu… Senin için önemli olan tarafı anlıyorum… Buradan birlikte nasıl ilerleyelim?”
3) Sosyal beceriler: İlişkiyi koruyarak sınır koyun
Emotional IQ “her şeyi yumuşatmak” değildir. Netlik ve saygı en yüksek duygusal zekâ göstergelerindendir. “Bu şekilde konuşulduğunda verim düşüyor. Şu an sakin ve somut konuşalım; sonra karar alalım.”
Presence: Odaya Girdiğinizde “Enerji” mi Getiriyorsunuz, “Gürültü” mü?
Presence, karizmanın ötesinde bir şeydir. Otantiklik ,kendine güven ve dikkat birleşimidir ve de öğrenilir.
Beden dili onemlidir.Duruşunuz mesajınız kadar güçlü. Omuzlar düşük, çene önde, göz kaçıyorsa; söz zayıflar. Aşırı hareket ve hızlı tempo kaygı enerjisi verir.
Ses tonunuz ve temponuz güveni inşa eder.Etkili konuşanlar genelde daha yavaş konuşur ve kritik cümlelerden sonra duraklar. Gôz teması kurarlar. Presence en çok şurada kaybolur; “Ne söyleyeceğimi düşünürken karşındakini duymamak.”
Hepsini Birleştiren Pratik: 3C Modeli (Calm – Connect – Clear)
Bir konuşmada etki yaratmak istiyorsanız sırayı şöyle kurun:
Calm: önce siz bir lider olarak regüle olun , duygularınızı tanımayı, düzenlemeyi öğrenin
Connect: sonra bağ kurun, empati ve güvenle yaklaşın
Clear: beklenti ve kararları en son netleştirin
Çoğumuz tersini yapıyoruz,netliği başlıyoruz; bağlantı yok; sakinlik yok… Sonuç? Direnç.
Son Söz: Etki Bir “Konuşma Yeteneği” Değil, Bir “Liderlik Kası”
Bu beceriler doğuştan gelen yetenekler değil; bilinçli pratikle gelişen kaslar gibidir.İletişim, ikna ve etki (influence) , liderlik duruşu. Birini kısarsanız diğerleri de etkisini kaybeder.
Eğer bugün bir yerden başlayacaksanız daha az konuşmayı deneyin, daha net konuşun. Hızlı ve/veya otomatik tepkilerinize bir bakın, duygularınızı etiketlemeye başlayın ,daha iyi regüle olun. Daha çok “orada” olun.



Comments